| Mimarlık | ![]() |
BİR
KENT OLARAK ANKARA
Giriş
Bu
çalışmada Bir Kent Olarak Ankara ele alınmaktadır. Çalışmanın amacı, Ankara'yı
imar durumu, mimari, mimari ve tabii çevrenin korunması, ulaşım-altyapı, konut,
ekonomi, eğitim, sağlık, yaşamsal ve yönetsel yönlerden genel olarak
incelenecektir. Çalışmada (1) İmar ve Mimari Yönden Ankara, (2) Mimari ve Tabii
Mirasın Korunması, (3) Ulaşım, Altyapı ve Konut Yönünden Ankara, (4) Ekonomi,
Eğitim ve Sağlık Yönünden Ankara, (5) Yönetsel ve Yaşamsal Yönden Ankara ve (6)
Sonuç ve Öneriler olmak üzere altı temel noktanın aydınlatılması esas
alınmaktadır.
İmar
ve Mimari Yönden Ankara
Tarihi
çok eskilere dayanan, ilkçağlardan Osmanlı dönemine kadar mütevazi bir Orta
Anadolu kenti durumunda yaşayan Ankara, 1923'te Türkiye Cumhuriyetinin başkenti
ilan edilince onu hızlı bir değişim beklemekteydi. Şehrin imar planının
yapılmasında tutun da, altyapı, resmi binaların inşaası, yeni yerleşim
sahalarının açılması gibi konular öncelikli olarak ele alınması gereken
hususlardı.
İmar
Planı: Şehre ilk önce bir imar planı
gerekliydi elbette. Sınırlı bir yarışma sonunda Prof.Jansen'in önerisi kabul
edildi. Çünkü yarışmaya dikte ettirilen şartları ve ön kabulleri en iyi
Jansen'in teklifi karşılamaktaydı. 1928'de başlayan çalışma 1932'de imar
planının tasdikiyle belli bir seviyeye geldi. Bu arada arsa spekülasyonu ve
benzeri nedenlerle arsa fiyatları fevkalade artıyordu. Plana yapılan politik
baskılara Jansen ancak 1939 yılına kadar dayanabildi. "Planın altından
imzamı silebilirsiniz" diyerek meydanı Ankara İmar Müdürlüğüne
bırakıyordu. (Bademli, 1985:16).
Mimari:
Yeni başkentin imarında birçok
yabancı mimara görev verildi. Örneğin Milli Savunma Bakanlığı binasını (1931)
Clemence HOLZMEISTER, Erkek Ticaret Lisesini (1928-30) Ernst EGLI, Merkez
Hıfzısıhha Enstitüsünü (1928-36) V.HÜTTIG, Sayıştay binasını (1928) Ernst EGLI,
İşbankasını (1929) Guilio MONGERI, TBMM Binasını (1938-60) Clemence HOLZMEISTER
yaptılar. Bunun yanısıra bazı yerli mimarlarımız da önemli binaların yapımında
görev aldılar. Bunlar: Gümrük ve Tekel Bakanlığı (1927) Arif Hikmet KOYUNOĞLU,
Vakıf Apartmanı (1928-30) Kemalettin Bey, Sergi Evi (1933-34) Şevki BALMUMCU,
İnhisarlar Umum Müdürlüğü (1934-38) Sedat Hakkı ELDEM, Ankara Garı (1935-37)
Şekip AKALIN, Hukuk Fakültesi (1938-40) Ziya KOZANOĞLU'dur. Yabancı ve yerli
mimarların yaptıkları binaların isimlerini artırmak mümkündür.
Mimari
Mirasın Korunması: İlk yıllarda
korumada daha hassas davranılmaya çalışıldıysa da ne "özendirme, planlama,
maddi imkan sağlayarak restore etme ve koruma gibi yöntem ve araçların"
kullanıldığı bilinçli bir tarihi çevre koruma politikası, ne de gerekli görülen
pek çok yol düzeltme veya genişletme işi gerçekleştirilebildi. Eski Ankara'da
yapılmayan ve yapılamayanlar, yapılanlardan daha ağır bastı; geleneksel doku
çoğu yerde kendi kaderine bırakıldı. (Bademli, 1985:16).
Kent
merkezinde oluşan çok yaygın hizmet sektörü yayılmak yerine yoğunlaşmayı
yeğleyerek kent merkezlerinde olumsuz türde bir yeniden üretimi gündeme
getirmiştir. Kamuya ait arazi kullanımlarında Cumhuriyetin ilk yıllarında
mevcut kent altyapısını kullanmıştır. Mesela Hacettepe Tıp Fakültesi ve
Hastanesi kentin tarihi dokusunun önemli bir bölümünü yok etmiştir (Günay,
1992:13).
Tabii
Çevrenin Korunması: Avrupa'nın tüm
kentlerinin örneğin, Amsterdam, Barselona, Berlin, Belgrad, Brüksel, Bükreş,
Floransa ve Londra gibi şehirlerinin hepsinin mavilikleri, akıp giden
akarsuları vardır. Ankara'nın da Çubuk Çayı, Hatib Çayı (Bent Deresi), İncesu,
Dikmen ve Kavaklı dereleri vardı. Jansen, planında bir bendin arkasında
topladığı sular ile Ankara'yı da maviliğe kavuşturmayı düşünmüştü. Sıhhiye'den
Opera'ya kadar Atatürk Bulvarı İncesu Deresi boyunca giden, sol tarafı ağaçlık
bir yoldu. Kavaklıdere boyu mesirelerden biriydi. Bu derelerin, çayların
-bentlerle büyütülseydiler belki de göletlerin- kıyıları bambaşka yaşama
biçimlerine olanak sağlayabilecek iskeleleri, rıhtımları, yalı kahveleri, su
sporları kulüpleri olan bir kent yapacaktı Ankara'yı. Oysa Ankara'da yapılaşma
yoğunlaştıkça bu suların ilkin rengi değişti, sonra kokusu, daha sonra akan şey
su olmaktan çıkıp koyu bir sıvı haline geldi ve en sonunda üzerleri kapatıldı.
Ankara böylelikle akarsularından da mahrum kalmış oldu (Adam, 1985:32). Bu gün
için Ankara'nın çevre bağ ve bahçelerinden eser kalmadığı gibi Hipodrom ve
benzeri yerler de sayıldığında fert başına düşen yeşil alan miktarı yeterli
değildir.
Ulaşım
ve Altyapı: 1940'lara kadar
geleneksel doku içinde bazı plan uygulamaları yapıldı. Talatpaşa Bulvarı,
Ulucanlar Caddesi, Denizciler Caddesi, Anafartalar Caddesi ve en önemlisi
Ulus'u Kızılay ve Dışkapı'ya bağlayan Atatürk Bulvarı gibi akslar iyi kötü açıldı
(Bademli, 1985:16). Açılan bu yollar yeterli olmasına rağmen, şehrin nüfusunun
öngörülenden fazla artması, yapı yoğunluğunun fazlaca verilmesi neticesinde
yollar yetmez oldu. Trafik keşmekeşi başladı, hava kirlendi. Pis su
kanalizasyonu yetmez oldu birkaç kez büyütüldü. Yağmur suyu kanalizasyonu ise
ancak birkaç sene öncesinde büyük ölçüde bitirilebildi. Doğalgazın
yaygınlaştırılmasıyla birlikte hava kirliliği büyük ölçüde çözümlenmiş gibi
görünse de kaçak kömürün girmesi ve egzoz gazlarının artması nedeniyle bir-iki
senedir hava kirliliği hissedilmeye başlamıştır.
Konut: Yeni başkente yeni kamu binaları yapılınca elbette
yeni konutlar da gerekiyordu. 1925 yılında demiryolunun güneyindeki alan
kamulaştırılarak devlet memurları için bir iki katlı, dört beş odalı, bahçeli
evler yaptırıldı. Daha sonra Yenişehir'de, Cebeci'de, Ulus'ta yapım işleri
hızla ilerledi (Bilgen, 1985:18). Yakup Kadri, Yenişehir ve Kavaklıdere
arasındaki villalardan "Birbirinden örnek alan ve bazıları hep bir mimarın
elinden çıkmış bulunan bu kuleli ve geniş saçaklı evler, etraflarını çeviren
hendeklerin ortasında birer derebeyi şatosunu andırıyordu" (Karaosmanoğlu,
1981:121) diye bahseder.
Yakup
Kadri, yine aynı eserinde Yenişehir'deki yaşamı şöyle anlatır:
"Yenişehir'de bütün evler, sanki, bir benlik ve benlikçilik kalesi
gibidir. Etrafı bahçe duvarlarıyla çevrilmiş ve birbirinden en az kırk-elli
metre uzakta duran bu evler, dışardan bakan herhangi bir müşahit gözüne her
şeyden evvel birer egoizm yuvası şeklinde görünür. Bellidir ki burada ne
cemaat, hatta ne de bir mahalle hayatı teessüs edebilmiştir. Her aile kendi
fildişi kulesi içine çekilmiştir. Bu yüzden, Yenişehir daimi bir sessizlik ve
ıssızlık içindedir. Bahçelerde bir tek çocuğun oynadığı görülmez; pencerelerden
bir tek şarkı veya çalgı sesinin aksettiği işitilmez. Sokaklarda, gençliğe
mahsus bir neşve ve şetaret tezahürüne rastgelinmez. Yenişehir'de birçok
nişanlılar, birçok yeni evliler vardır. Fakat, bunlar, nerelerde görünürler,
eğlenirler, oynaşırlar, sevişirler, hiç belli değildir. Burada herkes
birbirinde öyle uzak ve çekingendir ki, ne bu evin ıstırabından öbür evin, ne
bu ailenin şevk ve saadetinde öbür ailenin haberi vardır" (Karaosmanoğlu,
1981:142).
Konut
sorununun çözümü için Ulus'ta yapılan Vakıf Apartmanı önemli bir örnektir.
Ayrıca memurlar için Kızılay'da yapılan Saraçoğlu Mahallesi de önemli konut
alanlarındandır. Bir kooperatif olarak da Bahçelievler Konut Kooperatifi de
bürokratların meydana getirdiği önemli örneklerdendir. Daha sonraları ele alınan
Yenimahalle, diğer yerleşim alanları ve Batıkent, koca başkenti taşımakta
güçlük çekmiştir. Kente olan aşırı göç ve nüfusun önerilenden fazla oluşu konut
alanlarının yetmemesi sonucunu doğurmuştur. Ne Eryaman, ne Sincan, ne
Elvankent, ne Ümitköy, ne Çayyolu ve ne de diğerleri Ankara'nın konut
problemini çözmeye yeterli olamamıştır. Konut açığı hâlâ da kapatılabilmiş
değildir. İmar aflarıyla gecekondulaşmaya prim verilmiş, bu alanlar sadece
ıslah edileceğine imara açılmıştır. Bu şekilde gecekondulaşmanın getirdiği
aşırı rantiyeci kesim meydana gelmiş, haksız kazanç temini meşrulaştırıldığı
gibi imar planına ve yasalara uymayan vatandaşlara prim verilmiştir. Başkent
Ankara'nın % 70'i gecekondu alanlarıdır. Neticede planı yapılmış şehirler
değil, yapılmış şehirlerin planı çizilmiştir (Binler, 1997).
Ekonomi,
Eğitim ve Sağlık Yönünden Ankara
Ekonomi:
Hızlı kentleşmesine ve başlangıçta
bazı KİT'ler (Şeker Fabrikaları vb.) ihdas edilmesine rağmen Ankara bir sanayi
kenti olamadı. Tarım ve maden yönlerinden de zenginlikleri olmasına karşın tam
bir ziraat ve madencilik şehri olduğu da söylenemez. Zenginlikleri çok olmasına
karşın üretime dönüştürülecek gerekli tesisler yapılamamıştır. Siyasi ve idari
başkentlik İstanbul'dan Ankara'ya taşınabilmiş olmasına rağmen, ekonomi
başkentliliği İstanbul'da ve Marmara Bölgesinde kalmıştır.
Eğitim
ve Sağlık: Bir üniversite şehri olan
Ankara, neredeyse her ile bir üniversite açılmasına rağmen üniversite şehri
olmayı sürdürmektedir. Bu durum onun üniversite alanındaki ağırlığını ve
sorumluluğunu artırmaktadır. Çevre illerdeki üniversitelerdeki öğretim
kadroları güçlendikçe yükü gitgide azalacaktır.
Sağlık
Yönünden de oldukça yoğun olan Ankara’nın yükü oldukça fazladır. Tüm Orta
Anadolu’nun sağlık yükünü çeken Ankara’nın bu yükü ancak sağlık ocakları ve
aile hekimliği sisteminin yaygınlaştırılması ile azalabilir.
Yönetsel
ve Yaşamsal Yönden Ankara
Yönetsel
Yönden: Başkent oluşunun akabindeki
Ankara'yı yönlendiren mantalite, hoşgörülü ve çoğulcu bir toplum anlayışıyla
oluşturulabilecek bir sentezi düşünemiyordu. Dönemin resmi ideolojisi bu
çoğulculuğu yabancı, hoşgörücülüğü ise riskli buluyordu. Ankara'nın ve giderek
Türkiye'nin sahip olması gereken istenilen özellikler de Batı kaynaklıydı.
Anıtsal yapılar, alanlar, törensel dış mekan kullanımları öncelikle o resmi
ideolojinin yeniden üretimi amacına dönüktü. Jansen'in Samanpazarı meydanı
düzenlemesi bile simetrisi, kademelenmesi, yapıları ile bir tören alanı
gibiydi. Ankara'yı planlayanların ötesinde aydınların geleceğe ilişkin yaşamsal
imgeleri de böyle bir resmiyetten uzaklaşamıyordu. Yakup Kadri, Ankara
romanının sonlarında geleceğin Ankara'sına ait yaşam imgelerinde bu resmiyeti,
törenselliği ancak daha da koyulaşmış olarak tahayyül edebiliyor ve bir ütopya
olarak ancak bunu tasarlıyordu (Adam, 1985:29).
Cumhuriyet yönetiminin
önemli hedeflerinden birisi batı modeli bir toplumun yaratılması olarak
belirlenmiştir. Bu tutum kendini öncelikle Ankara kentinde göstermiş, Osmanlı
toplumuna karşı çıkışın bir simgesi haline gelen Ankara, aynı zamanda politik
sınırları belirlenen Anadolu yarımadasında İstanbul'a karşı bir gelişme merkezi
işlevini yüklenmiştir. (Günay, 1992:12)
Yaşamsal
Yönden: 1928-1938 yıllarında
Ankara'da yaşayanların kentsel yaşamları kendilerinin kurdukları birşey olarak
görülmemekteydi. Onların dışında bir yaşam örgütleniyordu, onlar da bir biçimde
katılacaklardı. Yaşamın içinde örgütlendiği ve sürdürüldüğü bir verili mekan
olduğunda fiziksel mekanı tasarlayan, planlayan açısından yapılacak bir şey ya
yoktur, ya da çok sınırlıdır. Örneğin bugün Beyoğlu'nun yaşam biçimi mimarın,
plancının dışındakiler, Beyoğlu'nun kullanıcıları tarafından örgütlenmektedir.
(Adam, 1985:30)
2000'li
yıllarda dahi kentin yönetimine halkın katılımı temin edilememiştir. Mahalli
idareler, merkezi hükümetlerin müsaadesi nispetinde hareket edebilmektedirler.
Sonuç:
Çalışmanın temel verileri ışığında,
77 yıllık başşehir Ankara'nın geldiği durum hakkında varılan sonuçlar şöyle
özetlenebilir:
·
Ankara, kent demokrasisi
henüz tam oluşamamış, halkı yönetime karışamayan bir kent idaresi ve yerel
yönetim anlayışı içindedir.
·
Gecekondu, rant ve oy
kaygısı ile belli güçlerin etkisiyle oluşan plansız gelişim göstermektedir.
·
Tabii ve kültürel mirası
korunamamış bir şehir görünümündedir.
·
Yollar, ulaşım, altyapı
yetersiz, hava kirliliği, gürültü kirliliği mevcuttur.
·
Konut açığı darboğazı
ile karşı karşıya bulunmaktadır.
·
Yetersiz sosyal altyapı,
yetersiz sosyal alanlar ve yapılar sorunu devam etmektedir.
Öneriler:
Bu sonuçlar ışığında Ankara için şu
iyileştirme önerilerinde bulunulabilir:
·
Ankara, tamamen halkının
söz sahibi olduğu Tam Bir Kent Demokrasisini ihtiva eden bir kent
idaresi ve yerel yönetim anlayışına kavuşturulmalıdır.
·
Gecekonduya ve
rantiyeciliğe, ne oy kaygısı ne de belli güçlerin etkisiyle de olsa prim
vermeyen güçlü bir yönetimin arkasında durduğu objektif kriterlerle hazırlanmış
bir imar planı yapılmalı ve uygulamaya konulmalıdır.
·
Tabii ve kültürel mirası
en küçük teferruatına kadar korunmuş bir şehircilik anlayışı
yerleştirilmelidir.
·
Metrosu, yolları ve
otoparkları yeterli olmalı, temiz ve sakin havası olan bir kent görünümüne
kavuşturulmalıdır.
·
Tüm hemşehrilerinin
rahatça barınabildiği yeterli miktarda konut yapılmalıdır.
·
Yeterli sosyal alanlar
ve binalar, yeterli yeşil alanlar, bisiklet ve yaya yolları oluşturulmalıdır.
·
Bütün bunları yapmağa
vesile olabilecek güçlü bir demokrat iktidar gerekmektedir.
Bademli, R.R.(1985). 1920-40 Döneminde Eski Ankara'nın Yazgısını Etkileyen
Tutumlar. Mimarlık, Ankara: Sayı: 85/2-3.
Günay, B.(1992). Kentlerin Yeniden Üretilmesi Süreçleri Üzerine. Mimarlık,
Ankara: Sayı: 249.
Adam, M.(1985). Ankara'da Kentsel Yaşam. Mimarlık, . Ankara: 85/2-3.
Karaosmanoğlu, Y.K. (1981).Ankara. İstanbul: 1981
Binler, H.(1997-2000). Mimar Sinan ve Günümüz
Mimarisi. Ankara, Osmaniye ve
İskenderun'da 1997-2000 yılları arasında verilen konferans metinleri.
Asatekin, N.G.(1992).Ankara Kaleiçi:Salt Fiziksel Çevre mi Korumaya Değer?
Ya İçinde Yaşayanlar. Mimarlık, Ankara: Sayı:249.
Tanrıkulu, D.(1985). Ankara'da Eğlence Yaşamı 1928-38. Mimarlık,
Ankara: Sayı: 85/2-3.
Türel, G.(1992). Ankara Kenti Yeşil Alanlarının Kullanım Etkinliklerinin Bugünkü Durumu
ve Artırılması Konusunda Öneriler. Mimarlık, Ankara, Sayı: 249.
Kuban, D.(1992). Neden Olmuyor? Mimarlık, Ankara, Sayı: 249.
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi (1989). Atatürk'ten
Günümüze Ankara Paneli. Ankara:
(Panel 27.12.1989'da yapılmış, kitapçığında baskı yılı yer almamıştır.)
|
Mimar | |
| MİMARLIK SAYFASINA DÖNÜŞ | |