Mimar'ın Sitesi Ana sayfaya dönüş

Fıkralar Dalgalan sen gururumuz olan bayrağımız. Dalgalan ki, göğsümüz kabarsın.

Fıkralar Sayfamıza Hoşgeldiniz!

Güldürü dünyamızın vazgeçilmez öğelerinden biri olan fıkralarımızı burada bulacaksınız. Bazan güldürürken bazan da düşündüren bu zeka pırıltısı olan fıkralarımız bizim neş'e ve fikir kaynağımızdır.
Bu arada size hoş gelen fıkralardan sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz olanlar varsa bize yazabilirsiniz.


Salamon'un Şakası

Salamon bir yıl evvel ölen karısının kabrini ziyaret ediyordu.
-"Ah Rebeka!. Ne olur, Cenab-ı Hak bir mucize gösterse de seni tekrardan bana geri verse!"
Tam bu sırada, bir tarla faresinin zoruyla toprak hafif hafif kımıldamaya başlayınca Salamon:
-"Sakın ha!..." diye bağırdı. "Ben şaka söyledim. Be! İnanmadın mı!"


Öğretmenimizin tuvaleti gelmiş

İlkokul birinci sınıfta öğretmen çocukların ikide bir tuvalete gitmelerinden bıkmış ve onlara;
- "Çocuklar, bir şey söyleyeceğiniz zaman bir parmağınızı kaldırın, tuvaletiniz gelince iki parmağınızı kaldırın oldu mu?" demiş.
Günün birinde sınıfa müfettiş gelmiş. Çocuğun birine;
- "Yavrum bir bir daha ne eder?" diye sormuş.
Çocuk biraz mütereddit davranınca öğretmen arkadan elinin iki parmağını göstermiş. Çocuk hemen atılmış;
- "Müfettiş bey, öğretmenimizin tuvaleti gelmiş." demiş.


Arkadaşlarım bana

Çocuklar din kültürü ve ahlak dersinde idiler. Müfettiş bu sırada teftiş için sınıfa girdi. Çocuklardan birine:
Senin adın ne yavrucuğum?" dedi. Çocuk:
- "Fatih efendim" dedi.
Müfettiş:
- "Pekala. Öyleyse yavrum Fatiha suresini oku"dedi. Çocuk okudu, müfettiş bir başka çocuğa:
- "Peki, senin adın ne evladım?" dedi. Öğrenci:
- "Yasin öğretmenim, ama arkadaşlarım bana Kevser derler."


Annemi de getireceğum.

Temel ile Fadime sıkı bir tartışma yaparlar, Fadime kızar ve:
- "Anneme cideyrum." der.
Bakar Temel gitmesine müdahale etmiyor, aksine memnun. Fadime hemen ilave eder:
- "Annemi de alup celeceğum."


Pu işte yokum

Temel gazetede bir ilan görür;
"Yeni kurulan şirkete 30 yaşını aşmamış, askerliğini yapmış, İngilizce bilen muhasebeci aranıyor." Temel hemen başvurusunu yapmış.
Şirket yetkilisi sormuş:
- "Kaç yaşındasın?"
- "Otuzbeş."
- "Askerliğini yaptın mı?" - "Bakayayum."
- "İngilizce bilir misin?"
- "Pilmuşluğum yoktur."
- "Muhasebeden anlar mısın?"
- "Annamam." - "Peki neden geldin?"
- "Ha pilesunuz, pen bu işte yokum diye haber vereyum dedum."


Cüneşe cideceğum

Mahalleli kahvede oturmuşlar aya gitme konusunu tartışırken Temel birden atılır:
- "Pen cüneşe cideceğum."
Dursun:
- "Cüneş cayır cayır yanayi, cidemezsun cüneşe."
Temel:
- "Ben akşam serinluğunda cideceğum da..."


Eğitim Bakanlığı

İsviçre'de biri Türk biri İsviçreli iki arkadaş yolda yürüyorlarmış.
Türk birden durmuş ve hayretle İsviçreli arkadaşına dönmüş:
- "Şuradaki tabelada Denizcilik İşletmesi yazıyor. İsviçre'de deniz mi var ki böyle bir işletme var?" demiş.
İsviçreli de Türk'e:
- "Türkiye'de Eğitim Bakanlığı var ya..."


Neuzü billah!

Timur, Nasreddin Hoca'ya sorar:
- "Abbasi halifeleri kendilerine el-Mutasım billah, el-Mütevekkil alallah, şeklinde lakaplar takınırlarmış... Ben de Abbasi halifesi olsaydım benim lakabım ne olurdu?"
Hoca hiç düşünmeden yapıştırmış cevabı:
- "Neuzü billah!"


Yeni Yıkadım

Mehmet Akif elini yıkadıktan sonra kendisine Neyzen Tevfik elini kurulaması için bir havlu uzatmıştı.
Uzatılan havlunun çok kirli olduğunu gören şair:
- "İstemem kalsın, Elimi daha yeni yıkadım." der.


İki Sağır

Merhum Ziver paşazade Yusuf Bahaettin beyle Mahmut Nedim paşanın kardeşi Ahmet bey gayet ağır işitirlerdi.
Bir gün Boğaziçi vapurunda rastlaştılar...
- "Beyefendi! İstanbul'a mı?"
- "Hayır efendim! İstanbul'a gidiyorum..."
- "Ya? Affedersiniz. Bendeniz İstanbul'a gidiyorsunuz zannettim de!"


Üç Dost

Baki'ye dostları sorarlar kaç çeşit dost olduğunu.
Baki üç çeşit dost vardır der.
- "Bir dost vardır gıda gibidir sen onu her gün ararsın."
- "Bir dost vardır ilaç gibidir gereğinde ararsın."
- "Bir dost daha vardır hastalık gibidir o seni arar."


Beni de sana gönderdi

Cafer Ağa ahbaplarından birkaçını evine davet etmek için, uşağını birine yollamış.
- Uşak: "Kalk" demiş. "Ağa seni istiyor."
Adamcağız bu kaba muameleye çok kızmış.
- "Ağanın bana gönderecek bir adamı yok muydu ki senin gibi eşeği yollamış?"
- Uşak: "Bizim Ağa diğer adamlarını öteki adamlara gönderdi, beni de sana yolladı."


Neden Gülmemiş?

Bir davette Ahmetbey çok güzel nükteli bir fıkra anlatır. Davette bulunan herkesin o kadar çok hoşuna gider ki herkes gülmeye başlar, yalnız Hasan bey çok ciddi vaziyette hiç gülmez, bunun üzerine Hasan beyin bir arkadaşı yanına yaklaşarak:
- "Birader, Ahmet'in anlattığı fıkraya niçin gülmedin?"
- "Ben Ahmet beyle konuşmuyorum da, eve gidince güleceğim."


Eşek kaybolunca

Nasrettin hocanın eşeği kaybolunca arkadaşları üzülmüş ve eşeği aramaya koyulmuştu. Hoca ise bunların arasında:
- "Allaha şükürler olsun, şükürler olsun" diye dolaşıyordu. Arkadaşları dayanamadı:
- "Hocaefendi biz üzülüyoruz ve eşeğini arıyoruz, sen ise şükürler olsun diye adeta seviniyorsun, bu ne haldir?" deyince, Hoca:
- "Ben eşeğin kaybolmasına değil, eşeğin üzerinde ben olmadığıma şükrediyor, seviniyorum, yoksa dört gündür ben de yitik olacaktım."


Yazmaktan okumaya vakit yok.

Ahmet Mithat Efendi, yeni bir romanı yayınladığında, dostlarından biri, eserini nasıl bulduğunu sordu:
Yazdığı romanları bile okumaya vakit bulamayan yazar dostuna şu cevabı verdi:
- "Bilmiyorum, okuyamadım."
Dostu şaşkın:
- "Nasıl olur?" dedi. "Kitap sizin eseriniz değil mi?"
Yazar gayet sakin:
- "Kitap benim ama," dedi, "Yazmaktan okumaya vakit bulamıyorum."


Tahsil Masrafları

Doktorun oğlu da doktordu. Bir gün babasına:
- "Bak baba, senin yirmi senedir tedavi edip iyileştiremediğin hasta kadını ben iyi etmeyi başardım."
- "Bunu ona borçluyum, dedi baba, senin tahsil masrafın yirmi senedir onun sayesinde ödendi!"


Daha aşağısı yok!

İmtihanda hiç doğru cevap veremeyen öğrenciye kadın hocası:
"- Sana dedi, gözünün önünde kocaman bir sıfır veriyorum."
"- Ama öğretmenim ben buna layık değilim."
"- Haklısın oğlum layık değilsin ama ne yapayım daha aşağısı yok."


Latincesi

Adam doktora sabahları keyifsiz kalktığından, az da olsa çalışınca fazla yorgun düştüğünen uzun uzun dert yandıktan sonra, tıbbi terim kullanmadan hastalığının ne oluğunun izahını istedi.
Doktor derhal teşhisi koydu:
"- Koyu bir tembellik. Başka bir şey değil..."
Hasta bir an düşündükten sonra tekrar sordu:
"- Şimdi de bunun tıptaki adını rica ediyorum. Latince olursa daha iyi, karıma ve bizim müdüre söylemek için..."


Ancak Salıdan yetişebilirsin

Hoca eşeğine binmiş gidiyormuş. Yolda bir tanıdığı sormuş:
- "Hayrola Hoca nereye böyle?!"
- "Cuma namazına gidiyorum!"
- "Nasıl olur bu gün daha Salı günlerden!"
Hoca altındaki eşeği göstererek:
- "Böyle bir eşeğin olursa ancak salıdan yola çıkıp Cuma namazına yetişebilirsin."


Ben onu da söyleyemiyorum ya!

Bir gün adamın birisi bir Ramazan akşamında teravih kılmaya camiye gitmiş. Hoca namazı çok hızlı kıldırıyormuş. Adam zar zor namazı bitirdikten sonra hocaya demiş ki; "Hocam rukuda subhanerabbiyel azim kelimesini bir kez ancak söyleyebildim" deyince, hoca; "Vallahi azizim siz yine iyisiniz ben onu da söyleyemiyorum ya" demiş.

Bir daha sarmam

Ramazanda Bektaşiyi rakı içti diye Şeyhülislamın karşısına çıkarırlar. Şeyhülislam: "Mübarek ramazan günü oruç tutmadığın gibi üstelik rakı da içiyorsun; şu başındaki sarıktan olsun utanmıyor musun?" deyince Bektaşi, önüne bakarak: "Bir daha sarmam efendim!! der.


Oruç kaç gündür?

Bir ramazan günü, içinde bulundukları Ramazan ayının 29 mu, 30 mu münakaşasına tutuşan iki kişi yanlarında gördükleri Bektaşinin birine:"Kaç gündür?" diye sormuşlar. Bektaşi: "Oruç tutanlara göre 60, tutmayanlara göre 30 gündür!" demiş.


Keşke vasiyetimi yazsaydım

Hayatında hiç namaz kılmamış bir Bektaşiyi davet edildiği konakta teravih namazı kılmaya gider. Kendi kendine nasıl olsa iki-üç kere yatar kalkar işi idare ederim der. Teravih başlar. Bektaşi yanındakine bakarak yatıp kalkar. Bir.. iki.. üç.. beş.. Yorgunluktan bitkin hale gelen Bektaşi yanındakine sorar:
"Daha çok var mı?"
"On üç rekat daha var."
"On üç rekat mı? Keşke vasiyetimi yazıp gelseydim."


Allaha şükür, ben konuşmadım.

Bektaşi ve arkadaşları önlerindeki cemaate bakarak kendilerine çok uzun gelen yatsıyı kılarlar. Arkasından teravih başlar. Bektaşinin arkadaşlarından biri: "Amma bitmez namazmış yahu..." der. Yanındaki, "Konuştun namazın bozuldu..."
Öte yandaki söze karışır. "Konuştunuz, ikinizinki de bozuldu.." der.
Onun yanındaki, "Sanki seninki bozulmadı mı?" diye ekler.
O sırada Bektaşi'nin sesi duyulur: "Allaha şükür, ben konuşmadım..."


Sizin cömertliğinizden bahsediyorduk.

Bektaşi davetli olarak gittiği konağın iftar yemeklerinin az ve lezzetsiz olması üzerine yanındaki misafirlerden birisiyle fısır fısır ev sahibini çekiştirirler. İkisinin fısıltı halinde konuştuğunu gören ev sahibi,
- Başbaşa vermiş ne yalanlar kıvırıyorsunuz, öyle? diye sorar. Bektaşi:
- Efendim sizin cömertliğinizden, yemeklerin bolluğundan ve lezzetinden bahsediyoruz, der.


© Mimar'ın Sitesi, Bu sayfa Mimar tarafından hazırlanmıştır. 1999-2001